Evimizde oyun oynamayı , oyuncaklarımı özlemişim.
29 Nisan 2008 Salı
EV HALİNE DÖNÜŞ
Evimizde oyun oynamayı , oyuncaklarımı özlemişim.
27 Nisan 2008 Pazar
TATİL SONRASI
DÖNÜŞ YOLCULUĞU
22 Nisan 2008 Salı
ALLAH'IM BENİ BANA BIRAKMA
GÜN, nasıl başlarsa öyle gidermiş. Ruhumuzda uyuyan nice güzellikler gizli. Hepsi de uyandırılmayı bekliyor. Bunun için güneşin doğması, saatlerin çalması yetmiyor. Bu güzellikleri uyandırmaya, bazen hiçbir şey yetmiyor. Şükür ki, yarınlara dair emellerimiz yine de bitmiyor, tükenmiyor. Onlar da olmasa ne yapardık, nasıl yaşardık? Allah’tan ki, bu ümit bazen bir söz, bazen de bir dua olup, içimize akıyor, ruhumuzu uyandırıyor. O anlardan birini bugün yaşadım.
“Allah’ım, beni bana bırakma
Adını dilimden uzak tutma,”
Diye diye, güne Allah ile, bu dualı sözle başladım.
İçimin güneşi doğmuştu artık. Açıldıkça açıldı, ruhu kat kat saran perdeler. Ve ardından Hira’nın sorusu geldi:
“Ömür nedir?” diye soruyordu.
“Ömür, bu gündür,” dedim.
Hira, bu defa, “gün nedir?” dedi.
“Gün mü” dedim, “o, upuzun bir ömürdür.”
“Bir cümleyle açar mısın?” dedi.
“Bir cümleyle,” dedim, “bir gün, Allah için yaşanmışsa eğer, işte o gün, Allah için yaşanmamış bir ömürden bile daha uzundur, daha değerlidir.”
Hz. Ali’nin sözünü hatırlamanın tam sırası:
“Bir insanın öldükten sonra cennete girmesine hayret etmem. Benim asıl hayret ettiğim şey; o insanın dünyadayken de cennet gibi bir hayat yaşamasıdır.”
Büyük insanın işaret ettiği şey, son derece yüksek bir iman nimetine erişmek olsa gerek. Çünkü, hidayet ruhun cennetidir. Rabbim, hepimize bu güzel iman yolunu ve nimetini nasip eylesin...
Bediüzzaman’ın Mesnevi’sinde geçen bir cümle yıllardır aklımdan çıkmaz:
“Ülfet ve âdet ve yeknesaklık perdeleri altında çok harika hakikatler gizleniyor.”
Yahya Kemal de aynı dertten mustarip; “ülfet belâlı şey,” diyor şairimiz. Hem de ne belâ... Dünyada da, ahirette de baş belâsı, püsküllü belâ...
ALIŞTIĞIMIZ bir şey olunca yaşamak, hayat denen o büyük mucize, basitleşiyor âdeta. Bir sabun köpüğü gibi sönüyor, elimizden kayıp gidiyor. Nasıl bir şefkatle ve merhametle beslenip büyütüldüğümüz unutulunca böyle oluyor. En büyük nimet bile küçülüyor. Allah akla gelmeyince, her şey O’nun bize bir nimeti, bir ikramıdır diye bakılmayınca, sıradanlaşıyor ne varsa. Bir değil, milyar değil, 100 trilyon hücreden ibaret olan insan vücudundaki, o ilâhi sistemi bir düşünelim. Sadece tek bir insanın vücudunda yürütülen bu faaliyetler bile, akılları durduracak kadar harika değil midir? Yüz trilyon hücremizin diliyle Rabbimize hamd ederiz...
Evet, hayatı bu kadar hikmetli ve harika bir şekilde yaratan Allah (c.c.), bu hayatın her ânı için her şeyden evvel ismiyle, sıfatıyla anılmaya lâyıktır. Rahmetli Cahit Zarifoğlu bir şiirinde bunu ne güzel ifade eder:
“Önce besmele, / en güzel kelime. / Allah’ım, / yol boyunca / bırakma elimi / düşerim sonra. / Allah’ım, / niçin halkettinse beni / kalbime söyle iyice / engellerden arınsın yolum. / Allah’ım, / nasıl pırıl pırılsa / güzelse sevdiğin kulların / öyle güzel kıl beni. / Allah’ım, / O güzeller güzeli / hangi iyilik diledi senden / dilerim ben de öylelerini. / Allah’ım, / Peygamber Efendimiz (s.a.v.) / hangi şerlerden sığındıysa sana / upuzak tut benden de onları. / Allah’ım, / yol boyunca / tarih boyunca / başıboş bırakma bizi.”
EĞER bu ince mânâları ve besmelenin esrarını Bediüzzaman’ın eserinden ve özellikle ‘Birinci Söz’den öğrenmese, okumasa ve görmese idik, gerçekten de işte o zaman cahil kalacaktık; gerinin de gerisinde işte o zaman olacaktık. Şükür ki, Rabbimizi bildik, tanıdık ve sevdik. Böyle bir Allah’ın adını anmayı şeref bildik, nimet bildik. Sonsuza kadar Rabbimin her nimeti için elhamdülillah...
Hz. Peygamberin (s.a.v.) her daim, “Hayretimi artır, Yârabbi!” duasına bütün hücre ve zerrelerimle “âmin” diyorum.
Allah’ım, hayretimizle beraber imanımızı da artır. Âmin.
İMANIN önemine işaret eden tarihî bir öykü ile yazımıza devam edelim:
Fatih Sultan Mehmet, bir gün Kur'an okurken şu âyetin mânâsına takılmış:
“Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitaba ve daha önce indirdiği kitaplara iman(da sebat) edin!” (Nisa,136)
Fatih:
“Âyet, zaten iman edenlere sesleniyor. Ardından tekrar imanı emretmesi acaba neden?”diye düşünmüş.
Alimlerle sohbeti esnasında konuyu kendileriyle paylaşmış. “Ne düşünüyorsunuz?” diye sırmuş.
Âlimlerin arasından Akşemseddin, “Sultanım,” demiş. “Dışardan gelen seslere kulak verin, cevabınızı alın.”
Dışarıdan o sırada mehteranın kös sesleri geliyormuş. Fatih, “Efendim, biraz açar mısınız?” demiş. Bunun üzerine Akşemseddin şöyle izah etmiş:
“Sultanım, mehteranın davullarından ‘düm, düm’ sesleri geliyor. ‘Düm’ kelimesi sizin de bildiğiniz gibi Arapça’da ‘devam et’ anlamına geliyor. Âyetin de mânâsı bu olsa gerektir. Bu âyet, ‘Ey iman edenler! Allah’a, Peygambere, Kitaba olan imanınızda her daim devam edin!’ mesajı vermektedir.”
İnsanın elbisesi eskidiği gibi, imanı da eskiyebilir. Elbise gibi, imanı da yenilemek gerekir. Öte yandan, âyetin yorumunda şöyle bir incelik de düşünülebilir:
“Ey iman edenler! İmanınızı kontrol ediniz. ‘Allah’a inandım’ diyor, ama O’na itaat etmiyorsanız, ‘Peygambere inandım’ diyor, ama onun yolundan gitmiyorsanız, ‘Kitaba inandım’ diyor, ama Kitaba göre yaşamıyorsanız, gelin imanınızı kontrol edin. Belki tam inanmadınız, inandığınızı sandınız. Zira Allah’a iman, O’na itaati gerektirir. Peygambere iman, O’nu rehber kabul etmeyi icap ettirir. Kitaba iman, Kitaba göre bir hayatı netice vermelidir.”
Kışın geleceğine inanan insanlar, yazın sıcak günlerinde, odun ve kömür telâşına başlarlar. Çünkü sıcak günlerden sonra, soğuk günlerin geleceğine tereddütsüz inanmaktadırlar. Benzeri bir şekilde, âhiretin geleceğine inanan biri, elbette ve elbette oraya hazırlık yapar. Orada işine yarayacak şeylerle ömrünü değerlendirir. Demek ki, gerçek anlamda iman etmek ayrı bir olay, kendini “iman etti zannetmek” daha ayrı bir olaydır.
ALLAH’IM! Sana karşı günah işleyenlere bile ne kadar bağışlayıcı ve lâtifsin. Seni arayana ne kadar yakınsın; sana el açıp yalvarana ne kadar müşfiksin. Ümidi sende olanlara ne kadar iyisin, merhametlisin. Kim, senden yardım istemiş de reddedilmiştir. Kim, sana sığınmış da ihanete uğramıştır. Kim, sana yaklaşmış da sen ondan uzak durmuşsundur. Kim, sana kaçmış, sığınmış da sen onu kapından kovmuşsundur!..
Rabbim her şey senindir. Yaratan sensin ve hüküm senindir. İsimlerinde gizlenenler ile ve nurunu örten perdeler ile bu huzursuz ruhu, bu ıstıraplı yüreği bağışla.
Allahım, bütün alçaklıklardan korunmak için sana sığınırız; senden başka bütün korkulardan; senden başka bütün yoksulluklardan...
Allahım, yüzümüzü senden başka kimseye çevirmeyiz, secde ettirmeyiz. Öyleyse ellerimizin de senden başka bir şeye uzanmasını engelle ne olur!
Senden başka ilâh yoktur. Doğrusu ben de nefsine zulmeden zalimlerdendim. Ama şükürler olsun Allahıma, âlemlerin Rabbine.
“Allah’ım, beni bana bırakma
Adını dilimden uzak tutma,”
21 Nisan 2008 Pazartesi
ARMUTLU'DAYIZ-2
15 Nisan 2008 Salı
YOKLAR
Sabah ,öğlen,akşam hep telefonla görüşüyoruz,keyifleri yerindeymiş,memnunlar.Arada böyle kaçamak iyi mi ne ben de rahatım sanki daha özgür davranıyorum.Eşimin halı saah maçı vardı ben de eltime gittim,gezdik,oturup konuştuk sonra kayınvalideme geçtim,oturdum dönüşte eşim aldı,güzel ve sade bir akşamdı 22:00de eve geldik.Çocuklar olsa yapamazdım.Benim uykum önemli değil tabii ama onlar olsa eve hep en geç 21:00de dönmem gerek çünkü süt içip yatıyorlar masal ve dua seromonisi 21:45'i buluyor.O yüzden haftaiçi pek bir yere gitmem,gidemem.Okulda o kadar yoruluyormuşum ki çocuklarımın yokluğu yorgunluğumu azaltmadı, ben yorgunluğumda etkileri vardır diye düşünüyordum ama iki afacanım da yok şimdi bende aynı yorgunluk...
Allah herkese düzenli ve huzurlu bir hayat nasip etsin.
14 Nisan 2008 Pazartesi
ARMUTLU'DAYIZ
11 Nisan 2008 Cuma
KİTAP OKUYORUM
En sevdiğim iş kitap okumak tabii şimdilik ben okuyamadığım için annem bize okuyor ama onun işi olduğu zaman ben de kendim okuyorum çok daha güzel oluyor çünkü anneminkilerden başka masallar okuyorum.
10 Nisan 2008 Perşembe
BEKLEYİŞ

Bu sabah yine hızlı başladı, dün hasta başlamıştım güne elhamdürillah bir şeyim yokmuş.Bugün sabah evi temizledim ,çamaşır yıkadım astım,tam Taksim'e gidecektim halam aradı beni terzine götür diye ee Taksim'e de mutlaka gitmem gerekiyor ,12:00 diye randevulaştık.Taksim'de kısmete polis bayramı kutlaması varmış yolları kapatmışlar ama yarısı açık.Benim dikkatimi çeken saygı duruşu ve istiklal marşı sırasında yürüyen insanlar, nasıl şaşırdım ve kendimi zor tuttum birşey söylememek için anlatamam.Halamla buluşmaya 15dk. önce geldim herşeye rağmen aslında lale festivalini gezmek istiyordum Taksim'e gitmişken cumartesi sonmuş bir daha fırsatım olmaz diye ne yapalım kısmet halamı terziye götürdüm oradan da koştur okula.Orada da bir telaş 23 nisan ve bahar festivali hazırlıkları ile okulu taşıma telaşı , düzenlediğimiz geziler hepsi birbirine girmiş Allah yardımcımız olsun.Ev süt liman Allah'a şükür çocuklar tatili bekliyorlar bir hevesle onlara çok güzel bir süprizim var, beğeneceklerini umuyorum.Size de söylemem aynı anda öğrenirsiniz.
Allahım şu hayat telaşında herkesin planlarını başarılı ve hayırlı sonuçlara erdir.
9 Nisan 2008 Çarşamba
SÜT
İşkembe ile Kan Arasındaki Mucize Gıda
Rehber-i Ekmel Efendimiz’in sütü tercih etmesi üzerine kendisine “Fıtratı seçtin” denmesi, öncelikle beşerin ilk gıdasının süt olduğunu akla getirmektedir. Süt en temel ve tabiî gıda maddesidir ki, insan dünyaya gelir gelmez onunla beslenmeye başlamaktadır. Hekimler ve gıda uzmanları, sütün terkibinde sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, fosfor, bakır, kükürt ve klor gibi madeni tuzlar ile protein, şeker ve yağ gibi besinlerin mevcut bulunduğunu, bu hususiyetiyle onun hem hayatî bir beslenme kaynağı hem de pek çok hastalık için şifa vesilesi olduğunu ifade etmektedirler.
Nitekim, Sâdık u Masdûk (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, “Yüce Allah bir kişiye süt nasip ederse o kimse onu içeceği zaman, ‘Allahım, bu sütü bereketli kıl ve bize daha çok süt ver!’ diye dua etsin. Çünkü, yiyecek ve içeceklerin yerini tutan, açlığı ve susuzluğu gideren, sütten başka bir gıda bilmiyorum.” demiştir.
Aslında, sütün işkembe ile kan arasından çıkıp insanlar için hâlis bir içecek halini alması başlı başına bir ihsan-ı ilahîdir ve ibret nazarıyla bakılması gereken bir hadisedir. Bundan dolayıdır ki, Cenâb-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’in muhtelif ayetlerinde sütten bahsetmiş; onu rahmaniyetinin ve rezzâkıyetinin delilleri arasında saymıştır. Bu itibarla da süt, tabiîliği, yeni doğanlara temel gıda olma keyfiyeti, ihtiva ettiği unsurlar açısından zenginliği, insanların yanı sıra çoğu hayvanlar için de besin kaynağı oluşu ve bir yönüyle rahmet hazinesinden doğrudan gönderilişi gibi hususiyetleriyle “fıtrat”a çok benzemektedir.** bu yazı http://www.herkul.org/ adlı siteden alınmıştır.
8 Nisan 2008 Salı
İLK KAVGALAR
Annemi okuldan aradım ki müsaitse gidip Maçka parkındaki at binme etkinliği kaça kadar devam ediyor öğrensin.Ama kurstaymış gidememiş sonra beni arıyor 'çocuklar geldi şimdi gidelim mi?'Ne diyebilirim ki, neyse ki gitmişler ama 10 dakika ile kaçırmışlar çünkü 17:00'ye kadarmış.Hava güzeldi iyi oldu parka gitmiş oldular bu sayede.Ama evde kıyamet koptu büyüdükten sonra ilk defa bu kadar şiddetli kavga gördüm hem de iki defa.Sebepler gerçekten komik ama her ikisinde de Aslı haklı ama tekmeler ,yumruklar havada uçuşuyor.İlk olay şöyle:Yine biz sayı çubuklarını ve fasulyelerini dökmüş halıya oynuyorduk üçümüz Aslı matematikten çabuk sıkılıyor böyle olunca başladılar şekiller yapmaya Alperen çubukları, Aslı da fasulyelerle onların 5-6 tane tırtırlı çubuğunu aldı diziyorlar işte birden Alperen Aslı'nın çiçeğinin sapı olan tırtırlı çubuğu aldı ve olanlar oldu.Aslı bağırmaya ve saldırmaya Alperen de vurmaya başladı ortalarına girmeye çalıştım önce zarar vermesinler diye ama sonra bıraktım onları kendi hallerine dövüşmeyi birden oyuna çevirdiler şaşırıp kaldım.Tevekkeli kardeşler arasına girlimez derler hemen gülüşmeye başladılar ama 2-3 dakika bayağı dövüştüler kesin birine bir şey olacak ve ağlamayla bitecek diye beklerken gülüşmeler başladı tabii ben de hemen resim çektim ne yapayım...Ama sayı çubuklarını ve fasulyelerini onlar kavga ederken topladım hemen vermedim ikisinede. İkinci olay:Bir süre sonra 'hadi herkes kütüphaneden istediği kitabı alsın okuyacağım' dedim.Seçtikleri kitapları getirdiler, kanepeye hepberaber oturduk.Önce Alperen'inkini okuduk,Aslı iki tane getirmişti.İlkini okumaya başladım ki Aslı diğerini alıp halıya geçti kendi kendine okumaya başladı yani ezberledikleri için sayfaları çevirip kendi kendine resimlere bakıp sesli anlatıyor.Alperen'e okumaya devam ediyorum ben , tam okumam bitti atladı Aslı'nın elinden aldı diğer kitabı da, Aslı yine feryat figan tabii ve saldırı düzeninde ikisi de bağırış çağırış ,vurmalar...Aman Allah...Bu iki olay artık kavga konusunda ciddi bir konuşma yapma zamanın geldiğini hatırlattı bana özellikle Alperen'e karşısındakine saygıyı Aslı'ya da bağırıp çağırmamayı...
Allahım sen çocuklarımızı güzel ahlakla ahlaklandır.
7 Nisan 2008 Pazartesi
DAĞINIK EV
6 Nisan 2008 Pazar
YAĞMURLU PAZAR
5 Nisan 2008 Cumartesi
EMİNÖNÜ GEZİSİ
3 Nisan 2008 Perşembe
SAYI ÇUBUKLARI
Okuldan geldikten sonra oturuyorduk öyle Aslı bebekleriye oynuyor, Alperen de tv seyrediyordu.Halini hatırını sordum 'aa anne yine matematik yapalım mı?Sayı çubuklarını getireyim'dedi.Ben de çok sevindim tabii hemen'getir' dedim , üçümüz oturduk halının üstüne ve başladık 'al bakalım sağ eline üç tane'diye.Sonra resim yapmak istediler sanki şekiller yapmayı daha mı çok seviyorlar ne ama olsun hevesli olmaları bana yeter.Evlerini süsleyip yarıştırıyorlar güzel mi diye.Allahım bu hevesleri ve yarışları hiç eksilmesin ben planlarım arasında yorulup ezilmeye razıyım.Allahım aynı istek ve coşkuyu okul hayatları boyunca da eksiltme.
2 Nisan 2008 Çarşamba
NUTELLA YİYORUZ
-okuldan beni bir seminere gönderdiler
1 Nisan 2008 Salı
ÇİÇEKLERİMİZ AÇIYOR
Çiçeği açan bitkileri her zaman daha fazla sevmişimdir.Ama malesef salonumun küçük olması ve pencere önümün müsait olmaması yüzünden sadece bir menekşem var.Ayrıca sadece mart-nisan aylarında içeri aldığım sünbüllerim var.Menekşeme çok dikkatli bakıyorum, haşladığım yumurta suyu ile besliyor senede 2 defa toprağını değiştiriyorum ve karşılığını da alıyorum memnunum beni üzmeden açıyor.Ama 2 ay önce öğrencilerimle beraber diktiğim sünbül soğanım hala açmak değil ,yeşillenmedi bile.Öğrencilerimle yaptığım gibi bugün çocuklarımla da sayı çubuklarıyla oynadık.Biraz matematik yaptık;saydık,topladık,onluk yaptık; sonra da çubuklardan şekiller yaptık,çok hoşlarına gitti.Hafif hafif sevdirmeye çalışıyorum oyun ortamında daha kolay oluyor öğrenmeleri.Eğer sınıflarında böyle bir ortamları olmazsa en azından hatırlarlar belki ,annemle oynarken yapmıştık diye.Tek isteğim bütün anneler gibi okulda başarılı olmaları ama aynı zamanda ruhsal gelişimi de tam olmalı.Allahım hiç bir çocuktan öğrenme hevesini alma.